Hatay’ın Antakya ilçesine bağlı Alaattin Mahallesi’nde depremzede bir ailenin barındığı geçici yaşam konteynerinde meydana gelen yangın hadisesi, afetin ardından tesis edilen geçici barınma ekosisteminin teknik, yapısal ve yönetsel sınırlarını bir kez daha görünür kılmıştır. İtfaiye ekiplerinin zamanında müdahalesiyle alevlerin çevre birimlere sıçraması engellenmiş, herhangi bir can kaybı ya da fiziksel yaralanma yaşanmadan olay kontrol altına alınmıştır.
Buna karşın yaşam ünitesinin tamamen kullanılamaz hale gelmesi, yalnızca tekil bir kaza haberi olarak değil; konteyner kentlerdeki termal konfor arayışı, yapı malzemelerinin yangın tepki sınıfları, elektrik yük dağılım parametreleri ve afetin uzayan geçiş evresinde ortaya çıkan kümülatif riskler çerçevesinde ele alınmalıdır.
Toplumda ve yüzeysel habercilik pratiklerinde sıklıkla rastlanan "yangının dikkatsizlikten çıktığı" veya "elektrik tesisatının basit bir hatası olduğu" yönündeki genel kabul, meselenin kök nedenlerini perdelemektedir. Yangın güvenliği mühendisliği perspektifinden bakıldığında, 21 metrekarelik standart bir sandviç panel konteyner, endüstriyel şantiyelerdeki sınırlı süreli kullanım senaryolarına göre projelendirilir.
Bu yapılar, dört kişilik bir ailenin yemek pişirme, ısınma, su ısıtma ve kişisel bakım cihazlarını aynı anda çalıştırdığı çok fonksiyonlu bir konut gibi planlanmamıştır. Genellikle suçlanan elektrikli ısıtıcılar veya su ısıtıcıları tek başlarına birincil kusurlu değildir. Esas yapısal zafiyet, kablo kesitlerinin ve otomatik sigorta açma eşiklerinin eşzamanlı çekilen yüksek akım yükünü karşılayamaması, priz klemens bağlantılarındaki zamanla gevşeyen mekanik temas direncinin aşırı ark ve lokal akkorlaşma üretmesidir.
Bir diğer yaygın yanılgı, konteyner kabuğunu oluşturan metal sacların ateşi geçirmediği ve dolayısıyla konteynerlerin kendiliğinden korumalı olduğu inancıdır. 0.5 milimetre kalınlığındaki boyalı galvaniz saclar yangına karşı taşıyıcı bir direnç oluşturmaz; bilakis ısının etkisiyle hızla genleşip deforme olarak içerideki izolasyon çekirdeğini doğrudan alevle baş başa bırakır.
Çekirdekte kullanılan genleştirilmiş polistiren (EPS) veya düşük dansiteli poliüretan (PUR) dolgular, yangın anında yalnızca yakıt kaynağı olmakla kalmaz; piroliz evresinde karbonmonoksit ve hidrosiyanik asit gibi solunumu saniyeler içinde felç eden zehirli gazlar açığa çıkarır. Yangının hızla yayılıp ünitenin dakikalar içinde kül haline gelmesinin bilimsel açıklaması, alevlerin metal sacı delmesi değil, panellerin birleşim derzlerindeki conta ve fitillerin termal bütünlüğünü yitirerek alev ve gaz sızıntısına yol açmasıdır. Doğru mühendislik yaklaşımı, bu birimlerde kesinlikle A1 ya da A2-s1,d0 yanmazlık sınıfındaki yüksek yoğunluklu taş yünü panellerin ve halogen-free alev iletmeyen kablolamanın kullanılmasını zorunlu kılar.
Antakya özelindeki mikroklima koşulları da bu yangın mekaniğini doğrudan beslemektedir. Gündüz ile gece arasındaki yüksek sıcaklık farkları, metal panellerde sürekli bir genleşme ve büzülme döngüsü meydana getirir. Bu mekanik hareketlilik, elektrik buatlarındaki klemens vidalarını gevşetir, buat içi kablo yalıtımlarını sürtünmeyle aşındırır ve paneller arasındaki silikon izolasyon hatlarını çatlatır.
Çatlaklardan içeri sızan yoğuşma nemi, elektrik kontaklarında korozyona ve ark oluşumuna zemin hazırlar. Dolayısıyla Alaattin Mahallesi’ndeki vaka, salt anlık bir kıvılcım değil, aylara yayılan fiziksel yorulma ve çevresel stres faktörlerinin kaçınılmaz bir çıktısı olarak okunmalıdır.
Halk arasında sıkça savunulan "konteynerlerin içine yangın tüpü konulmasının yeterli bir güvenlik sağlayacağı" tezi de uzmanlık zemininde geçersizdir. Konteyner içi hacmin darlığı ve kullanılan tekstil donatılarının yanıcılığı göz önüne alındığında, tam alev alma (flashover) süresi konvansiyonel betonarme yapılardaki 15-20 dakikalık sürenin aksine, konteynerlerde 90 ila 120 saniyeye kadar inmektedir.
Yoğun dumanın görüş mesafesini sıfıra indirdiği ve toksik atmosferin bilinci dakikalar içinde kapattığı bu daracık hacimde, sakinlerin yangın söndürücüyü bulup pimi çekmesi ve alev kaynağına doğru açıyla müdahale etmesi gerçekçi bir beklenti değildir. Koruma stratejisinin merkezinde kişisel müdahale değil; erken uyarı sağlayan optik duman dedektörleri, aşırı akım veya ark hatası algılayıcı devre kesiciler (AFDD) ve kaçak akım rölelerinin hiyerarşik koordinasyonu bulunmalıdır.

Yorum Yazın